Blog Arşivi: Uncategorized

SONBAHARDA CİLDİMİZE İYİ GELECEK BESİNLER

Lahana: Kış ayları denilince akla gelen sebzelerden biri lahana. Yüksek lif içeriği sayesinde kış aylarında da formunuzu korumaya yardımcı olan lahana, aynı zamanda bağırsak sağlığının güçlenmesine de yardımcı oluyor. Lahananın yüksek antioksidan içeriğinin diyabet, kanser gibi hastalıklarının riskinin azaltılmasında da büyük rol oynadığı bir gerçek. C ve K vitaminlerinin iyi bir kaynağı olan lahanayı sıcak yemek olarak tüketmeyi sevmiyorsanız salata şeklinde hazırlayabilirsiniz.

Karnabahar: İçerdiği folat, B6, C ve K vitaminleriyle kış aylarının vazgeçilmez sebzelerindendir. Yapılan araştırmalar karnabaharın içerisindeki fitokimyasal bir bileşik olan izotiyosiyanatın kanser hücreleriyle savaşmada oldukça başarılı olduğunu gösteriyor. Ancak onun bu muhteşem içeriğinden yararlanmanız için karnabaharı fazla pişirmekten kaçınmalısınız. Buharda veya fırında pişirmek gibi sağlıklı yöntemlerle karnabaharın bu güçlü etkisinden yararlanmanız çok daha kolay.

Mandalina: Turuncu rengiyle kış aylarına renk katan mandalina, C vitaminin harika kaynaklarından biridir. Aynı zamanda pratik bir atıştırmalık olan mandalinayı yanınızda çok kolay taşıyabilir ve ara öğünlerinizde tercih edebilirsiniz. Yüksek lif içeriğiyle bağırsaklarınızın sağlıklı çalışmasına da yardımcı olan 2 adet mandalina, günlük C vitamini ihtiyacınızı karşılamaya yardımcı olur.

Greyfurt: Vücudunuzu toksinlerden arındıracak bir süper besin arıyorsanız greyfurtu evinizden eksik etmeyin. C vitamininin iyi bir kaynağı olan greyfurt, kötü kolesterolün düşmesine yardımcı olmasının yanında yüksek lif içeriğiyle de kilo kontrolünde bağırsak sağlığını desteklemede en iyi arkadaşlarınızdan biri. Ancak greyfurtun bazı ilaçlarla etkileşime girdiğini unutmayın ve düzenli olarak ilaç kullanıyorsanız tüketimi konusunda mutlaka doktorunuza ve diyetisyeninize danışın.

Nar: Bereket meyvesi nar, sadece lezzetiyle değil benzersiz faydalarıyla da sıfatının hakkını veriyor. Yüksek antioksidan ve anti-inflamatuar etkisiyle kansere karşı süper bir koruyucu olan nar; potasyum, C vitamini, demir, B1, B2 vitaminleri ve fosfor gibi vitamin ve mineralleri bünyesinde barındırıyor. Kalp sağlığını korumaya ve kan şekerini dengelemeye de oldukça yardımcı olan narı, ara öğünde tüketebileceğiniz gibi salatalarınızı renklendirmek için de kullanabilirsiniz.

Turp: “Turp gibi” terimi boşuna çıkmamış! C, B1 ve B2 vitaminlerinin iyi bir kaynağı olan turp sayesinde bu kışı hasta olmadan geçirmek mümkün. Karaciğer dostu turp, vücudunuzun toksinlerden arınmasına ve sağlıklı bir sindirim sistemine kavuşmanıza yardımcı oluyor. Toksinlerden arınmış bir vücut sayesinde cildin sağlığına kavuşmasına yardımcı olması da çok da şaşırtıcı olmasa gerek. Böbrek hastalıklarına da iyi gelen turpu salatalarınızda ve çorbalarınızda afiyetle tüketebilirsiniz.

SONBAHARDA GEZİLECEK YERLER

POLONEZKÖY

İstanbul’a bağlı Polonezköy temiz, ferah ve rahatlatıcı havası, doğal güzellikleri ve özellikle kirazıyla tanınır. İstanbul’un yanıbaşındaki Polonya’da çok güzel mekanlar ve yemekler de bulabilirsiniz. Cumhuriyet Köyü Polonezköy’den yaklaşIk 10 km. ileride. Bu güzergahta ağaçlar içinde çok güzel oteller, “kendin pişir kendin ye” mekanları, yürüyüş yolları, at binmeyi sevenler için çiftlikler, ormanlar yer alıyor. Yolculuğunuz sIrasında yeşilin her tonunu görebilir, kestane ve ıhlamur ağaçlarının ön planda olduğu Saklıköy’e doğru ilerleyebilirsiniz.

AĞVA

Bir yanında Yeşilçay, diğer yanında Göksu dereleri ile yeşilin birçok tonunu içinde barındıran Ağva, her ne kadar İstanbul’la iç içe olsa da doğallığından hálá bir şey kaybetmedi. Şehir dışından gelenlerin konaklayabileceği tesislerin de mevcut olduğu bölgede, bisiklet kiralayabilir, yürüyüş parkurlarında terkking yapabilirsiniz. Ağva’da bulunan restorantlar eşsiz lezzetteki yemekleri keşfetmek için oldukça ideal.

YUVACIK

İzmit sınırları içinde yer alan bölge kendine has yemekleriyle doğa severlere ev sahipliği yapıyor.Yuvacık da akan şelaleler üzerine kurulan masalarda balık yemenin tadına varırken, nehir boyunca yürüyüş keyfi yaşayabilirsiniz.Yemyeşil ormanlarında kuş sesleri arasında huzur bulabileceğiniz mekan İstanbul’a sadece 150 km uzaklıkta.

ABANT

Doğanın bütün güzelliklerini içinde barındıran Abant, şehir karmaşasından sıkılıp kaçmak isteyenler için muhteşem bir tatil yöresi. İster aracınızı parkedip faytonla gezmeye başlayın, isterseniz önce yemeğinizi yiyip yürüyüşe çıkın. Ya da kitabınızı alıp göl kenarına yerleşin.Bolu Dağı’na çıkarken yol boyunca et ızgara türü lokanta ve restoranlara sıklıkla rastlanıyor.Bunun yanısıra gölün üzerinde mangalda sucuk ve kırmızı şarap oldukça keyifli. Abant’ta şehit dışından gelenlerin konaklayabileceği tesisler de mevcut.

ASSOS

3 bin yıllık Assos antik kentinin kalıntılarının bulunduğu Behramkale, tarihi Osmanlı’ya dayanan eski bir köy…Sit alanı ilan edilen Behramkale’nin sokaklarından yürümek insanda sanki yüzyıllar öncesindeymiş hissi uyandırıyor.
Konaklama için köy içindeki otel ve pansiyonları tercih edebilirisiniz. Ege lezzetlerinin tamamını keşfetme imkanı bulabileceğiniz Behramkale’de Hüdavendigar Camii ve köprüsü Behramkala’de görülmesi gereken yerler arasında.

KAZ DAĞLARI

Çanakkale ve Balıkesir sınırları içinde yer alan Kaz Dağları’nın en alçak yeri Edremit Körfezi’nin kuzey kıyıları, en yüksek yeri de 1774 metrelik Karataş Tepesi. Yani bölgeye gittiğinizde hem deniz, hem de orman manzarası bulacaksınız. Ege’de kışın yaprak döken ağaçların bol olması, sonbaharı rengarenk sevenler için bir avantaj. Tertemiz akan şelalelerin ardında kalan, sarı ve turuncu yapraklarla donanmış ağaçlarla karşılaşmak hoşunuza gidecek. Küçükkuyu, Akçay, Altınoluk ve Güre gibi denize kıyısı olan bölgelerde konaklamanız mümkün.

BOZCAADA

Sessiz sakin bir tatil arayanlardansanız Bozcada sizin için alternatif bir seçenek olabilir. Adayı bu mevsimde özel kılan Eylül ayındaki bağbozumu şenlikleri. Festivalde ziyaretçiler traktörlere binip, işçilerle birlikte bağlara giderek üzüm toplamanın inceliklerini öğreniyor. En yakın havaalanının 56 km mesafede olduğu adaya, yolculuğun bir kısmı feribotla olmak üzere otobüsle ya da özel arabanızla ulaşabilirsiniz. Bozcada’da konaklamak için bağ evleri, konuk evleri ve uygun fiyatlı pansiyonlar mevcut…Hareketli bir gece hayatının aksine, müzik eşliğinde yemeğinizi yiyebileceğiniz sakin mekanlara sahip olan adada Ege mutfağına özgü yemeklerin tadına bakabilirsiniz. Şarap, domates reçeli, cam objeler, bez bebekler, özel tasarım takılar Bozcaada’da alabileceğiniz ürünler arasında…

GÖKÇEADA

Türkiye’nin en büyük adalarından biri olan Gökçeada yaz aylarında tatilciler tarafından yoğun ilgi görüyor. İstanbul’a 350 km mesafede bulunan adaya ulaşım Kabatepe’ye kadar karayolu ile sonrasında ise ferbiot ile sağlanıyor.
Adada konaklama için uygun fiyatlı pansiyon ve moteller mevcut. Kaleköy, Tepeköy Çınaraltı, Yıldız Koyu, Marmaros Şelalesi, Mavi Koy, Gizli Lİman, Eski Bademli, Peynir Kayalıkları, Aşıklar Koyu Gökçeada’da görülmesi gereken yerler arasında. Kalaköy’deki kayalıklara oturup gün batımını seyretmeden, oğlak tandır ve kuzu kapamanın tadına bakmadan, sakızlı muhallebi yemeden, dibek kahvesi içmeden Gökçeada’dan dönmeyin…

KAPADOKYA

Sabah serinliğinde balonla tur atarak başka hiçbir yerde göremeyeceğiniz bu coğrafyayı kuş bakışı seyretmek, hayattan alınabilecek nadir zevklerden biri. Sadece bu da değil. Kızıl Çukur’da yürüyüş yapmak, güneşin batışını seyretmek, eski bir Rum mahallesi olan Sinasos ya da şimdiki adıyla Mustafapaşa’da bir yemek yiyip, aralarında Asmalı Konak dizisinin çekildiği Old Greek House’un da bulunduğu tarihi taş evleri görmek de bu gezinin güzel anlarından biri olabilir.

KARAGÖL

Kaçkarlar’da manzara sarıya dönmeye başladı bile. Türkiye’nin en yüksek dördüncü dağı olan Kaçkarlar, Karadeniz kıyılarından itibaren yükselmeye başlıyor. Görkemli zirveler, şelaleler, berrak göller ve zengin bitki örtüsü ile eşsiz bir sonbahar manzarasını burada yakalayabilirsiniz. Sislerin ardında kalan dağlarla karşılaşacaksınız. Kaçkarlar’a, Artvin-Yusufeli ve ize-Çamlıhemşin’den ulaşabilirsiniz.

 

2018 SONBAHARA ÖZEL DEKORASYON FİKİRLERİ

1- DOKU VE DESENLER

Yaz aylarında daha ince ve hafif kumaşlar kullanılırken sonbahar ve kış aylarında daha kalın ve ağır kumaşlar ev dekorasyonunda tercih ediliyor. Kadife, pamuklu ve yünlü kumaşlarla yastıklarınızın kılıflarını değiştirerek işe başlayabilirsiniz. Bu seçimler sizi daha sıcak tutmaya yardımcı olacaktır.Sonbahar aylarına evinizi hazırlarken kullandığınız kumaşların ve parçaların desenleri çok önemli. Sezonun modası olan kare kare desenlerle evinizi sonbahara hazırlayabilirsiniz.

2- AKSESUARLAR

Evinizi mum, kozalak veya kurumuş yapraklarla süsleyebilirsiniz. Bununla birlikte hasır aksesuarlar da bu yılın trendleri arasında yer alacak.

3- RENKLER

Evinizin dekorasyonunu sonbahar aylarına hazırlarken kullandığınız renkler turuncu, kahve tonları veya kırmızı olabilir. Evinizin koltuklarına uygun seçebilirsiniz.

4-BAHÇE VE VERANDA DÜZENLEMELERİ

Bahçesi, verandası ve hatta küçük de olsa bir balkonu olanların, mevsim geçişlerini çok daha iyi yaşayabilecekleri güzel mekanlar yaratabildiğini belirten Tamer ve Hatipoğlu, şu önerilerde bulunuyor: “Verandalar ve kış bahçeleri ısıtma imkanı da varsa, sonbaharda güneş yüzünü gösterdiğinde bir fincan kahvenin tadına doyulmadığı mekanlara dönüşür. Bu tip mekanlarda jüt halılar sonbahar dekorasyonunda baş rolü oynar. Bu mekanlara yerleştirebileceğiniz minik ev seraları, sizi doğaya bağlı tutar ve ortama daha sıcak bir atmosfer katar. Ayrıca güneşten uzak bir köşeye yerleştireceğiniz kışlık domates salçası ve reçel kavanozlarını koyabileceğiniz bir tel dolap da mekana keyifli bir görüntü verir.“

5. Yemek masaları ve duvar süslemeleri

Yemek masalarında da sonbahar renklerini kullanmanın dekorasyon açısından doğru bir yaklaşım olduğunu belirten Tamer ve Hatipoğlu, “Sonbaharın kiremit, kahverengi, yağ yeşili gibi renklerindeki amerikan servisleri, üzerine kuru yapraklar ve kozalaklar arasına yerleştirilmiş mumlar, kırmızı ve sarı elmalarla hazırlayacağınız bir meyve tabağı ile kombinlediğinizde ortaya hoş bir sonbahar dekoru çıkacaktır. Ayrıca rafya, saman kağıtları, mısır koçanları, kuru dallar, kızarmış yaprak ve kozalaklarla hazırlanan duvar süsleri de evinizde çok şık bir hava katar. Şömineniz varsa burası da süslemeler için çok keyifli bir zemin oluşturabilir“ bilgisini veriyor.

 

Meme Kanseri Tanısı Ve Tedavisi

Meme kanseri nedir?

Meme kanseri, meme dokusu içinde süt kanalları içerisinde oluşan kanser hücreleridir. Meme kanseri, memenin süt bezlerinde ve üretilen sütü meme başına taşıyan kanalları döşeyen hücreler arasında, çeşitli etkenler sonucu kontrolsüz şekilde çoğalan ve başka organlara yayılma potansiyeli taşıyan hücrelerden meydana gelen tümöral oluşumdur.

Meme kanseri belirtileri nelerdir?

Meme kanseri en sık 50 yaş üzeri kadınlarda rastlanır ancak bu gençler de meme kanseri olmayacağı anlamına gelmez. 20 yaş itibari ile kişinin ayda bir kendisinin yılda bir doktorunun yapmış olduğu muayene çok önemlidir. Erken teşhis hayat kurtarır. Günümüzde meme kanseri belirtilerinin çoğu kişinin kendisi tarafından bulunuyor. Kanserli kitleler nispeten sert, düzensiz kenarlı, yüzeyi pürtüklü görünüyor ve meme dokusu içinde rahatça oynatılamıyor. Aşağıdaki belirtilerden en az biri varsa hemen doktora gösterilmesi gerekir.

  • Memede veya koltuk altında ele gelen kitle (sertlik, şişlik)
  • Meme başında içe doğru çekilme, çökme veya şekil bozukluğu
  • Meme başı derisinde değişiklikler (soyulma, kabuklanma)
  • Meme cildinde yara veya kızarıklık
  • Meme cildinde ödem, şişlik ve içe doğru çekintiler olması (portakal kabuğu görünümü)
  • Memede büyüme, şekil bozukluğu veya asimetri ya da renginde değişiklik (kızarıklık vs.)

Meme kanserinden nasıl korunuruz?

  • Aşırı kilo almak meme kanseri riskini yükseltir. Bu durum menopoz sonrası dönemde sık rastlanan bir durum haline gelmiştir. Kadınlar menopoz dönemlerinde karın ve üst beden bölgelerinden fazla kilo almaya başlarlar ve bu durum kalça ve alt kısımlardan kilo alan kadınlara nazaran daha fazla meme kanseri riski taşır.
  • Hormonal ilaçlardan olabildiğince uzak durun. Menopoz sonrası kadınların hormon yerine koyma tedavilerine başlarlar ve bu tedaviyle östrojen ve progesteron gibi kadınlık hormonları alırlar. Bu durum da meme kanseri riski arttırır.
  • Düzenli olarak spor yapılması gerekir. Bu hem kilo kontrolünüzü hem de yüksek östrojen düzeyini dengeler. Ayrıca düzenli olarak yapılan sporun bağışıklık sistemini güçlendirdiği de biliniyor. Çalışmalar, menopoz öncesi dönemde haftada en az dört gün düzenli olarak spor yapmanın meme kanseri riskini önemli oranda azalttığını gösteriyor.
  • Alkol tüketiminin azaltılması gerekir. Alkolün östrojen metabolizmasını etkilemesi ve kan östrojen düzeyini yükseltmesi meme kanseri riskini arttırır.
  • Sigara kullanımı, meme kanseri dahil olmak üzere birçok kanserin gelişme riskini artırıyor.
Her kitle kanser olmayabilir
Memede saptanan her kitlenin meme kanseri olmayabileceğini de söyleyen Central Hospital’dan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Rafet Yiğitbaşı, “Yaşça daha genç kadınlarda fibroadenom ya da kist denilen kanser olmayan kitleler görülebilir. Orta ve daha ileri yaşlardaki kadınlarda oluşan fibrokistik değişiklikler ise ele kitle olarak gelebilir. Bu kitlelerin ağrılı ya da ağrısız olması kanser oldukları anlamına gelmez. Ancak memede fark edilen ve ele gelen bir yapı veya kitle olması durumunda incelemeye alınması gerekir. Eğer memede kitle fak edilirse mutlaka uzman bir hekime başvurulmalıdır.” dedi.
Meme kanseri tedavisinde erken teşhis önemli
Tedavide erken teşhisin önemine de dikkat çeken Central Hospital’dan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Rafet Yiğitbaşı, “Meme kanseri tedavisinde en önemli ve belirleyici nokta erken teşhis ve hastalığın evresidir. Tümör 1cm’nin altındaysa cerrahi müdahale yapılır. Cerrahi tedavi dışında ise radyoterapi (ışın tedavisi), kemoterapi ve hormonoterapi uygulanır. Bu tedavi yöntemleri hastalığın evresine, hastanın yaşına ve tümörün özelliklerine göre değişkenlik gösterebildiğinden multidisipliner bir tedavi şekli uygulanır.” dedi.
Meme kanserinde kemoterapi
Cerrahi operasyondan önce kemoterapi uygulamasıyla mevcut olan tümör kaybolabilir. Bu sayede tümörün kemoterapiye verdiği cevap da izlenebilir. Özellikle bazı hastalarda memenin korunması oldukça önem taşır. Meme korunması ancak tümörün kemoterapi sonrası küçülmesiyle sağlanabilir. Meme korunmasıyla hasta ek bir risk almaz. Son yıllarda gelişen teknoloji sayesinde kemoterapi uygulamasında önemli ilerlemeler olmuştur.

Her Gün 11 Bardak Su İçin Bakın Neler Oluyor ?

JAMA Internal Medicine isimli bir dergide yapılan araştırma sonucu günde 11 bardak su içmenin kadınlar için inanılmaz faydaları ortaya çıktı. Sağlıklı bir yaşam için günce 11 bardak suyu ihmal etmiyoruz hanımlar

Sonuçları “JAMA Internal Medicine” dergisinde yayımlanan bir araştırma, günde 11 bardak suyun, kadınlarda idrar yolu enfeksiyonuna yakalanma sıklığını yarıya indirdiğini gösterdi.

Son bir yılda en az 3 kez idrar yolu enfeksiyonu geçiren 45 yaş altında 140 sağlıklı kadın üzerinde yapılan araştırma sırasında katılımcıların yarısından günde fazladan bir buçuk litre su içmeleri istendi, diğer yarısının ise su tüketimlerinde değişiklik yapılmadı.

Bir yıl sonra fazladan su içen kadınların sene içinde idrar yolu enfeksiyonuna yakalanma sıklığı ortalama bir buçuğa düşerken, diğer grupta ortalama 3 olarak kaldı.

Fazladan su içen kadınların günlük su tüketiminin yaklaşık 11 bardak, kontrol grubundakilerin ise 5 bardak olduğuna işaret edildi.

Eklem ağrılarına iyi geliyor

Vücudumuzun yaklaşık yüzde 70’i sudan oluşuyor. Eklem aralıklarında kayganlığı sağlayan sıvı bileşeninde de su bulunuyor. Yeterince su içmediğimizde eklem arası sıvılarla birlikte eklem kayganlığı da azalıyor. Bu da eklem ağrılarına, hareket sırasında eklemlerden ses gelmesine neden oluyor. Tedavi edilmezse eklem yüzeyleri aşınıp kalıcı eklem bozuklukları oluşuyor. Ağrısız hareket etmek için su içmek en basit önlem.

Zihni açıyor

Vücudun kontrol merkezi olan beyin de diğer organlar gibi sağlıklı çalışmak için suya ihtiyaç duyuyor. Uzamış susuzlukta unutkanlık, dikkat eksikliği, uyku hali, algıda ve hareketlerde azalma, sinirlilik oluyor. Sağlıklı zihinsel faaliyetler için su şart.

Cildi yeniliyor

Su yetersiz alındığında cilt kuruyup terleme azalıyor. Vücut ısı dengesini sağlayamıyor, cilt esnekliğini kaybediyor. Özellikle egzama ve mantarlar sık gözlenirken, tırnaklar ve saçlar kırılıyor, ciltte çatlama ve kanamalar görülebiliyor. Vücut mikroplara açık hale geliyor.

Krampları önlüyor

Spor yaparken daha sağlıklı olmak için dengeli beslenme, düzenli bir uyku ve yeterince su içmeye dikkat etmek gerekiyor. Vücuttaki kas kitlesi arttıkça su ihtiyacı da artıyor. Spor yapmadan önce ve sonra içilen su, kas kasılmaları ve kramplarla başa çıkmada oldukça etkili.

Stresle savaşıyor

Beynimizin yüzde 85’i sudur. Eğer vücudumuzda yeteri kadar besin ve su yoksa stres altında hissederiz. Açlık ve susuzluğa dayanamamamızın sebebi beynimize bu durumlarda yakıt yani besin ve su gitmemesidir. Gün içerisinde gergin ve huzursuz olan kişiler yeterli su içmiyor olabilirler!”

Hamilelikte destek oluyor

Hamilelikte vücudun su ihtiyacı artıyor. Bebeğin gelişmesi, anne karnındaki amnion denilen sıvı içinde olup, annenin kan hacmi artıyor ve bu da daha fazla su içmeyi gerektiriyor. Sorunsuz bir hamilelik dönemi ve sağlıklı bir bebek için hamilelikte yeterli su alımı çok önemli.

Kabızlığı engelliyor

Lifli besinler ve bol su sindirim sisteminin düzenli çalışmasını sağlıyor. Yetersiz su içimi, sindirim sisteminin daha az çalışmasına ve kabızlığa yol açıyor. Kabızlık ve hazımsızlığı önlemek, sindirim sisteminin düzgün çalışmasını sağlamak için mutlaka su için.

Ağız kokusunu gideriyor

Yetersiz su içmek tükürük salgısını azaltıyor. Bu nedenle ağız içinin temizliği yeterli olmuyor. Bu da hoş olmayan rahatsız edici ağız kokusuna yol açıyor. Günde en az 8 bardak su ağız kokusunu gidermeye yardım ediyor.

Kalbi ve damarları besliyor

Damar içinde dolaşan kanın büyük bir kısmı sudan oluşur. Kan hücreler için gerekli oksijeni taşır. Su içimi yetersiz olursa, kan hacmi azalır, kan dolaşımı hızı yavaşlar, kan koyulaşır, aritmi gelişir, tansiyon düşer, tansiyon düşmesine bağlı bayılmalar görülebilir. Bu da kalbe ve diğer organlara giden kan miktarını azaltır, koyulaşan kan damarların tıkanmasına neden olabilir. Özellikle hayati öneme sahip olan beyin damarları ve kalp koroner damarları gibi ince damarlarda tıkanmalara neden olarak kalp krizi ve felç gibi hastalıkların ortaya çıkmasını kolaylaştırır” diyor.

Reflü ve gastriti tedavi ediyor

Reflü ve gastrit kişinin yaşam kalitesini kötü etkileyen, hatta zamanında uygun şekilde tedavi edilmediğinde kansere dönebilen hastalıklar. Bu hastalıkların en önemli sebebi midenin aşırı asit salgısı! Oysa yeterince su içerek midenin asit salgısının mide ve yemek borusu duvarına zarar vermesini de önlemiş oluyoruz.

Kefirin Faydaları Saymakla Bitmiyor !

-Bu sağlık dolu içecek bağışıklık sistemini güçlendirdiğinden, enfeksiyonlara karşı vücut direncini arttırır. Birçok hastalığı engellemeye yardımcı olur.

-Yapılan çalışmalarda kefirde bulunan maddelerin astım ve alerjiye karşı direnç oluşturduğu görülmüştür.

-İçerdiği faydalı bakteriler, sindirim sistemimizdeki zararlı bakterilere karşı mücadele eder.

-Kilo vermek isteyenler için de ideal bir içecek olan kefir tok tutucudur. Kan şekerinde ani dalgalanmalara neden olmaz.

-Hazımsızlık ve kabızlık gibi sorunlar çekenler içinde faydalı olan kefir, bağırsak florasını düzenler.

-Halsizlik ve yorgunlukla mücadele içinde tercih edilen Kafkasya kökenli bu içeceğin enerji değeri yüksektir, tüketen kişilere canlılık ve enerji verir. Spor yapan kişiler için de bir enerji deposudur.

-Cilt sağlığı ve güzelliğine de olumlu katkıları vardır, cildi iyileştirir ve parlaklaştırır.

-Şehir hayatının kaçınılmaz yan etkilerinden biri olan strese karşı mücadelede de fayda sağlayan kefir, aynı zamanda saçları da güçlendirir.Kalp ve damar hastalıklarına karşı koruyucu etkisi kanıtlanan kefir, damar sertliğini ve kalp krizi riskini azaltmaya yardımcı olur.

-Kanser hastalarında kemoterapi tedavisi sırasında vücudun güçlü kalmasını ve beslenmenin devamlı olmasını sağlar. Bunun yanında öncelikle prostat ve bağırsak kanseri olmak üzere, birçok kanseri önlemeye yardımcı olduğu bilinmektedir.

-Antibiyotik ilaçlar, vücuttaki tüm vitaminleri ve bakterileri öldürdüğü için; içerdiği faydalı bakteriler sayesinde doğal antibiyotik görevi yapar.

-Antioksidan özellikleriyle hücre yenilenmesine katkıda bulunur ve Osteoporoz ve Alzheimer hastalığına karşı direnç oluşturur.

-Mutlu ve sağlıklı bir yaşlılık geçirmek için ideal olan kefir, yaşlılıkta karşılaşılan sorunlara karşı koruyucudur.

-Antibiyotik etkisiyle iltihaplı hastalıkların tedavisine yardımcı olur ve vücuttan fazla ödemin atılmasına katkı sağlar.

Kefirin zararları nelerdir?

Fazla tüketilmesi kilo almaya neden olabilmektedir. Bu nedenle kararında tüketilmesi önerilir. Ayrıca kefirin içerisinde bulunan bazı bakterilerin ishale neden olabileceği de bilinmektedir.

Organik Ve Sağlıklı Kefir İçin Moodfit Kefir İçin : Moodfit

GÜNDE BİR ELMA YEMENİN FAYDALARI

Sağlıklı Dişer İçin Elma: Elmanın bilinen en önemli faydası, beyaz ve sağlıklı dişlerinizin olmasını sağlamasıdır.  Isırılarak yenilen bir elma diş fırçası görevi görür ve diş arasındaki mikropları veya artıkları temizler, bu yüzden uzmanlar elmanın ısırılarak tüketilmesini tavsiye ederler. Elma dişleri güçlendirir ve beyaz kalmasını sağlar bunun yanında ağız içerisindeki bakterileri öldürücü özelliği vardır. Diş çürümelerini yavaşlattığı gibi ağzın tükürük üretmesine yardımcı olur.

Alzheimer Hastalığına Faydalıdır:  Fareler üzerinde yapılan deneyler, elmanın Alzheimer hastalığından koruduğunu ve beynin yaşlılıktan kaynaklanan etkileri azalttığını ortaya koymuştur.

Elma Kansere Karşı Koruyucudur:  Birçok bilimsel araştırma sonucunda flavonoidi çok zengin olan elmanın %23 oranında pankreas kanserine yakalanma riskini azalttığı ortaya konulmuştur. Bunun yanında içerdiği bileşenler yardımıyla karaciğer, kolon ve meme kanserine karşı koruyucu etkisi olduğu belirlenmiştir. ABD Ulusal Kanser Enstitüsü kolorektal ve meme kanseri riskinin azaltılması için yüksek derecede lif içeren besinlerin tüketilmesini tavsiye etmiştir.  Bazı uzmanlar elmanın kanser hücrelerini yavaşlatıcı ve hatta öldürücü etkisinin olduğunu açıklamaktadır.

Diyabete Yakalanma Riskini Azaltır: Günde en az bir elma tüketimi %28 oranında diyabete yakalanma riskini azaltır. Elmanın içerdiği lifler ise kan şekerini düşürme noktasında önemli görevler üstlenir.

Kolesterolü Düşürür:  Elmanın içerisinde bulunan lifler kolesterol seviyesinin sağlıklı bir düzeyde kalmasını sağlar. Kolesterolün seviyesini düzenleyerek ayrıca başka hastalıklara yakalanma riskini minimuma indirir.

Elma Kalp Sağlığına Faydalıdır:  Araştırmalar, elmanın içerdiği liflerin arter ve damarlarda oluşan plakları çözdüğünü ortaya koymuştur.  Plaklar arter duvarlarındaki katılaşma sonucu oluşur ve damarları tıkayarak kanın akışını yavaşlatır. Bu durum da kalbe zarar verir. İçerdiği elementlerle plakların ortadan kalkmasını sağlayan elma, dolaylı olarak kalp sağlığına katkı sağlar.

Safra Kesesi Taşlarını Önler: Safra kesesi taşları sıvıların katılaşmasıyla oluşmaktadır. Bu tür sorunlar genelde kilo problemi olan kişilerde yaygındır. Safra taşının oluşmasını önlemek için elma tüketimine özen gösterilmesi gerekir. Elmanın ayrıca sindirim sistemine faydası olduğu için kilo vermenizi sağlayacak ve dolaylı olarak safra kesesi taşları sonucundan sizi koruyacaktır.

Elma İshal ve Kabızlığa Faydalıdır: Sabahları aç karınla tüketilen elma kabızlık sorunlarını giderir ve bağırsakları temizler. Zayıflamak için de bu yöntem etkilidir. Sabahları aç karınla yenilen elma ayrıca ishal sorunlarının çözülmesine yardımcı olur.

Elma Karaciğere Faydalıdır: Sürekli olarak aldığımız besinler vücudumuzda toksinlerin oluşmasına neden olurlar. Toksinler ise karaciğeri olumsuz anlamda etkilemektedirler. Elma ise bu toksinlerin en büyük düşmanlarındandır. Bu yüzden uzmanlar, günlük olarak tüketilen bir elmanın toksinlerden kaynaklanan hastalıklara yakalanma riskini azaltacağını söylemektedirler.

Elma Bağışıklık Sitemini Güçlendirir: Elmanın diğer bir özelliği ise bağışıklık sistemini güçlendirerek vücudun bütün hastalıklar karşısında mukavemetini arttırmasıdır.  Özellikle kırmızı elmada bulunan quercetin adındaki antioksidan bağışıklık sistemini güçlendirmede çok etkilidir.

Mevsim Geçislerinde Cildimizi Nasıl Koruyabiliriz ?

Mevsim değişikliklerinde cilt savunma mekanizması yavaşlıyor

Yoğun güneş ışınlarının yanı sıra, tuzlu deniz ve klorlu havuz suyunun vücutta oluşturduğu izlere bir de mevsim geçişlerinde yaşanan hava değişimleri eklendiğinde cildin savunma mekanizması iyice yavaşlar. Bu durum ise cildin elastikiyetini sağlayan kolajen yapının deforme olmasına, hücre yenileme kapasitesinde azalmaya ve proteinlerin kaybına neden olabiliyor. Deride fiziksel değişimler yaşanabilir, sonraki süreçlerde ise cilt kanserine kadar varan tablolar oluşabilir. Bu gibi yeni oluşabilecek ciddi cilt problemlerinin önüne geçebilmek için cilt güçlendirilmelidir. Bilhassa problemli ve duyarlı cilde sahip kişiler bu mevsimde daha fazla dikkat etmelidir.

Sağlıklı bir deri için doğru cilt temizliği büyük önem taşıyor

Yaz aylarının yüksek sıcaklıklarına ve güneşin kurutan tesirlerine karşılık olarak vücut derisi bir savunma geliştirir ve aşırı terler. Bu durum da deride yağ üretiminin hızlanmasına neden olur. Eğer cilt temizliği doğru şekilde yapılmaz, cilt iyi nemlendirilmez ve yanlış kozmetik ürünler kullanılırsa deri gözenekleri kapanır ve sonraki etapta yağ butonları oluşabilir. Bu durumların önüne geçebilmek için profesyonel bir cilt temizliği şarttır. Düzenli olarak yapılacak cilt temizliği ve bakımı, derinin nem dengesinin korunmasına yardımcı olacaktır.

Cilt tipi uygun kişiler peeling işlemini tercih etmeli

Sıcaklık değişimlerinin yaşandığı mevsim geçişlerinde ısı farklılıklarına bağlı olarak cildin üst tabakasında bir kalınlaşma meydana gelebilir. Bu kalınlaşmanın önüne geçebilmek için haftada 2 kere olmak üzere peeling yapılabilir. Fakat aşırı hassas cilde sahip olan kişilere bu gibi uygulamalar önerilmez. Cildin gereken kalınlığa ulaşabilmesini ve gereksinim duyduğu nemi elde edebilmesi için çeşitli kimyasal peelingler, mezoterapi ve PRP gibi işlemler de tercih edilebilir. Fakat bu uygulamaların yalnızca uzman hekim tarafından yapılmasına çok dikkat edilmelidir.

Cilt çatlaklarına karşı nemlendirici ürünler tercih edilmeli

Mevsim geçişleri sırasında en fazla rastlanan cilt problemlerinden bir diğeri de sıcak-soğuk değişikliği nedeniyle ciltte meydana gelen çatlaklardır. Bu cilt çatlakları çoğunlukla yüz çevresinde, burun kenarında yanaklarda ve ellerde oluşur. Bu problemlerden korunabilmek için duş sırasında aşırı sıcak su kullanmamaya, sonrasında ise cildi muhakkak nemlendirmeye özen gösterilmelidir. Ayrıca banyo süresi 5-10 dakikayı geçmemelidir. Bunlarla birlikte cildi olumsuz yönde etkileyebilecek esans ve alkol içerikli sabunları kullanmamaya, aksine yağlı sabun ya da jelleri tercih etmeye dikkat edilmelidir. Bir de satın alınan temizlik ürünlerinin mutlaka 5,5 PH seviyesine sahip olup olmadığına bakılmalıdır.

Cildin nem dengesi için her gün 2 litre su içilmeli

Su, cildin nem dengesini ve esnekliğini sağlayan en önemli faktördür. Bu nedenle derideki gerekli su oranının yüzde 10’un üzerinde olması gerekir. Ciltte bulunan su miktarının azalması ise; pullanma, egzama gibi çeşitli deri hastalıklarına ve enfeksiyonlara yol açabilir. Bu nedenle vücudun gereksinim duyduğu günlük sıvı ihtiyacı muhakkak karşılanmalıdır. Bu sıvı ihtiyacı için de her gün yaklaşık 2 litre kadar su tüketilmelidir. Ayrıca asitli ve kafeinli içeceklerin içiminin yanı sıra alkol ve sigara kullanımının da sınırlandırılması gerekir. Su tüketiminin dışında süt, doğal meyve suları ve bitkisel çaylar da içilebilir.

Sağlıklı cilt için bol meyve sebze tüketimi şart

Zarar görmüş cilt yapısının onarılabilmesi için sağlıklı ve dengeli beslenmek de büyük önem taşır. Bu nedenle sağlıklı bir cilt için bol bol meyve ve sebze tüketilmelidir. Ayrıca A, C ve E vitaminlerinin cilt sağlığına ciddi katkıları olduğundan bu vitaminlerin alınmasına özen gösterilmelidir. Bahsettiğimiz bu vitaminler aynı zamanda antioksidan kaynağı olmaları nedeniyle güneşin zararlı etkilerine karşı kalkan görevi de görürler. Vitaminler, ciltte meydana gelen yaraların hızlı bir iyileşme göstermesini sağlarken, yaşlanma etkilerini de geciktirir. Cildin ihtiyaç duyduğu yağ asitlerini karşılamak için ise Omega-3 ve selenyum yönünden zengin balığın yanı sıra ceviz-fındık gibi kuruyemişler; nohut, kuru fasulye benzeri baklagiller tüketilmelidir.

Her gün duş almaktan kaçının

Özellikle rüzgarlı ve soğuk sonbahar akşamlarında üzerimize ince bir hırka ya da mont giyerek, sahil kenarında ya da evimize en yakın olan avm de saatlerce arkadaşlarımızla kahve eşliğinde sohbet etmeye bayılıyoruz.

Lakin sonbaharı genellikle dışarıda geçirmemiz, cildimizin daha fazla soğuğa ve rüzgara maruz kalması anlamına geliyor. Bu durum ise cildimizde bir süre sonra çatlaklar, pullanmalar ve kepeklenmeler ile karşılaşmamıza neden oluyor.

Cildinizdeki kurumaların miktarını en az iki katına çıkarmamak adına mutlaka her gün duş almaktan kaçınmanız gerekiyor. Haftada 3 kez yani iki günde bir duş aldığınız takdirde hem saçlarınızın hem de tüm vücudunuzun daha kolay bir şekilde kurumasının önüne geçebilirsiniz.

Güneş kremi kullanmaktan vazgeçmeyin

Pek çoğumuz, ne yazık ki sonbahar hatta kış aylarında bile güneş kremi kullanmamız gerektiğini bilmiyoruz. Güneş ışınlarının zararlı etkilerinin diğer mevsimlerde de tıpkı yaz aylarında olduğu gibi devam ettiğini bilmediğimiz için sıcak yaz günlerini geride bırakır bırakmaz, güneş kremi kullanmamaya başlıyoruz.

Oysaki bu durum sonbaharda cildimizde güneş lekelerinin belirmesini hatta cilt kanseri başta olmak üzere çoğu cilt sorununa yakalanmamızı beraberinde getiriyor.

Yaz mevsimi dışında diğer mevsimlerde de güneş kremi kullanmaya devam ederek, cildinizi koruyabilir ve cilt bakımınızı eksiksiz bir şekilde tamamlayabilirsiniz.

Sonbaharda cilt bakımı nasıl yapılır? sorusunu kısaca yanıtlamaya çalıştıktan sonra sonbaharda cildinize uygulayabileceğiniz en etkili maske tariflerine de kısaca değinmek istiyoruz.

 

 

Gülmenin Hiç Bilmediğiniz Faydaları

 

–  Ağrı eşiğinin yüksek olması, kalp damar hastalıklarının daha az görülmesi, hafızanın iyi durumda olması gülme ile yakından ilişkilidir. Gülen kişilerde bu hastalıklar çok daha az görüldüğü araştırmalarda ortaya konulmuştur.

–  İş görüşmelerinde güler yüzlü olmak size avantaj sağlar, kendinize güvendiğinizi gösterir. Stresli anlarla daha rahat başa çıkabilirsiniz ve etrafınızdaki insanlarla daha sağlıklı ilişkiler kurabilirsiniz.

– Gülümsemek aynı zamanda vücut için doğal bir ağrı kesicisidir. Kronik ağrılara sahip insanlar için gülmek, acı ile başa çıkmak için iyi bir yöntemdir. Ayrıca, düştüğünüz zamanlarda gülerek ağrınızı azaltabilirsiniz.

– İçinizde tuttuğunuz duyguları serbest bırakmanın en iyi yolu iyi bir kahkaha atmaktan geçer. Her şey siz gülümsedikten sonra, gözünüze, daha iyi ve daha kolay görünecektir.

– Kahkaha doğal antihistaminikler salgılaması için vücudu uyarır. Ayrıca, vücutta üretilen doğal bir antibiyotik gibi görev yapan T-hücrelerini aktive eder. Bu bağışıklık sistemini güçlendirmeye ve enfeksiyonlarla savaşmaya yardımcı olur.

– Gülmenin hipertansiyon sorunu yaşayan insanlar için çok yararlı olduğu kanıtlanmıştır. Kan basıncını normale düşürmeye yardımcı olur. Gülmek derin nefes almaya neden olur ve kan dolaşımını artırır, böylece oksijen ve gerekli besinler vücudun tüm parçalarına dağılır.

– İyi bir gülüş siz farkında bile olmadan size vücudun içinden yapılan bir masaj gibi etki eder. Aynı zamanda gülmek solunum, karın, sırt, bacak ve yüz kasları için iyi bir egzersizdir. Bağırsakları ve iç organları çalıştırır, karın kaslarını güçlendirir. Bu aktivite sindirim ve besin emilimi için avantajlıdır.

– Gülmek kalori yakmaya da yardımcı olur. Bir iyi, güçlü bir gülümseme diyaframı titreştirir, derin nefes almak da daha fazla oksijen almayı sağlar bu nedenle gülmek en iyi solunum egzersizlerinden biridir.

-Stresli durumlarda gülümsemeye devam etmek kolay değildir, ancak araştırmalar böyle yapabilmenin kesinlikle sağlığa faydaları olduğunu belirtiyor. Stresli bir durumdan kurtulmak üzere araştırmaya katılanlardan gülümseyenlerin kalp atım hızlarının, ifadesiz bir yüze sahip olanlardan daha düşük olduğu belirlenmiş.

 

KANSIZLIĞIN BELİRTİLERİ

-İştahsızlık ve mide bulantısı

-Halsizlik ve çabuk yorulma

-Sürekli yorgunluk hissi

-Aralıklarla gelen çarpıntı

-Sık hastalanma

-Konsantrasyon bozukluğu

-Baş dönmesi

-Soluk cilt

-Saç dökülmesi ve tırnaklarda incelme

-Özellikle kış aylarında kendini gösteren el ve ayaklarda üşüme

-Ağız içi yaraları

Kansızlığa iyi gelen besinler

Özellikle keçiboynuzu pekmezinin sabahları 2-3 tatlı kaşığı tüketilmesi ile önemli demir takviyesi sağlanabileceğini kaydeden Dr. Sinan Akkurt, üzüm ve dutun hem B12, hem demir açısından; ıspanak, brokoli ve kuşkonmazın hem folik asit, hem demir açısından zengin içerikleri ile kansızlığa ilaç gibi geleceğini dile getirdi. Bunların yanı sıra doktorun önereceği ilaç takviyesi ile kansızlığın kısa sürede kontrol altına alınabileceğini söyleyen Dr. Sinan Akkurt, “Sık rastlandığı için sıradan bir durum olarak algılamamalı, ihmal etmemeliyiz. Önemli olan erken tanı ve erken müdahaledir” dedi.

Kansızlık Tedavisi Nasıl Olur

Şimdi de kansızlık nasıl tedavi edilir ona bakalım. Öncelikle unutmayalım ki kansızlık bir sonuç, bir başka hastalığın habercisi. Yapılması gereken öncelikle kansızlığın nedenlerinin tespit edilmesi. Kansızlık belirtileriniz varsa hemen bir doktora gitmelisiniz. Sebeplerinin bulunması gerekir. Kronik bir hastalığınız yok ya da bir başka hastalığın habercisi değil ise beslenme düzeninizde yapacağınız değişikliklerle kansızlığınıza çare bulabilirsiniz.

Aşağıda kansızlığa iyi gelen bazı öneriler sıraladık:

  • Kırmızı eti, kuru meyveleri ( kuru incir,kuru üzüm) ,baklagilleri, pekmezi daha çok tüketmeye çalışın
  • C vitamini demirin emilimini artırdığından içeriğinde C vitamini olan besinlerden tüketmeyi ihmal etmeyin.
  • Çok fazla kafeinli içecek tüketimi, süt tüketimi, kepekli ekmek tüketimi yapıyorsanız azaltın. Ancak bilinmeli ki sütün kansızlığa doğrudan bir katkısı yoktur.Demir eksikliğinde demir emilimini azalttığından demir takviyesi alındığında birkaç saat süt tüketilmemesi tavsiye edilir.